6 Aralık 2007 Perşembe

karışık...

"Yabancıların en yakını sendin, daha sürülmemişken ışığın biberi yaramıza. Yabancıların en yakınıydın sen..."
Seversiniz birini, ama şartlar olgunlaşmaz, ıskalarsınız bazı şeyleri ya da oyunu kuralına göre oynayamazsınız, canınız oyunsuz olsun ister o şey vs vs... Tüm bunlardan mütevelellit ve hepsinden bağımsız olarak, o biri hayatınızda umduğunuz biçimiyle kalmaz... Kalmaması üzücüdür, öylesine kalışı ise yaralayıcı.
Akıl vermek zor gelir mesela, dinlemek, duygularından haberdar olmak üzer sizi... Ama uzakta kalıp gözünüzde büyüyeceğine, yanınızda olup arkadaş olmayı, hayatından haberdar olmayı seçersiniz ya da işler o yola girer, geri çeviremezsiniz...
O konuşur, siz gözlerinizi alamazsınız. Ruhunuza bakıyor gibi gelir... Ama ruhunuzu görse, böyle olmazdı her şey belki... Ya da belki her şey ruhunuzu gördüğü için oluyordur... Kafanız karışır, uzakta kalmak mı doğrudur? Uzağın yakınında olmak mı? En yakınınız olabilecekken biri, bir adım uzakta olmayı; tüm yakınlıkları paylaşmak yerine, sizi en yakın izleyici yapmayı seçer... Bakakalırsınız.

Hiç yorum yok: