Olmazsa da olur bir memleket mi acaba burası? (D)İngiltere...Bir süredir Manchester'dayım, sayılarla konuşmak gerekirse: 2 ay 1 haftadır. İngiliz'den çok Hint asıllı ve elbette Çin'liyi bünyesinde barındırmakla beraber; bu şehir ve İngilizler hakkında birçok saptamayı haiz olduğumu düşünüyorum...
Mesela İngilizler üşümüyorlar... Hava eksi bilmemkaçlardayken ve biz Türkler sokaklarda bere, eldiven, atkı, kaz tüyü mont, içlik, yün çorap, goratex ayakkabı ve benzeri takviyelerle dahi titreyerek dolaşırken; yolda çorapsız mini elbiseli bir kız veya şortuyla spora giden bir adamla karşılaşma ihtimalimiz %100...
Sigara içiyorsanız veya sadece yolda yürüyorsanız, birinin size yaklaşıp "have change?" ya da "got a spare cigarette?" soruları eşliğinde para ve/veya sigara isteme olasılığı %100. Vermezseniz ya da yok derseniz aynı evsizin ya da dilencinin size teşekkür ederek sakince yoluna devam etme olasılığı yine 100%.
Temiz, düzenli bir şehirde sokaklara işeyen kadınlar görülebiliyor. Ki ben, ODTÜ bahar şenliğinde kuytuya işeyen muhtemelen sarhoş olan 19 yaşında bir kız dışında sokağa işeyen kız görmeden 30 yaşına gelebilmiş bir kadınım.
Hizmet sektörü dökülüyor. 30 kişilik oturacak yeri olan bir kafede çalışan 6 garsonun masaya çay getirmesi 20 dakika sürüyor. Bu süreçte onlara çayı hatırlatma sayınız ise genelde 2 ila 3 arasında değişiyor. Bugün bir pastanede havalandırmadan üzerime damlayan su yüzünden ayağa kalkmam, eşyalarımı toplamam ve garsona haber vermem 1 dakika sürmezken, aynı garsonun çözüm için harekete geçmesi 3 dakika kadar sürdü. Çözüm neydi? Damlayan suyu silmek, üstelik su damlamaya devam ederken...
Türkiye'nin herhangi bir şehrinde, herhangi kalitede bir ticarethanede muhattap olacağınız herhangi eğitim düzeyindeki her kişi para hesabını bilir. 6 lira tutan hesabı 10 ve 1 TL'likle ödemeniz, 5TL'nizi misler gibi cebinize koymanız mümkündür. Şehre yeni geldiğimde "bozuk vereyim mi?" dediğim kasiyerden aldığım cevap "gerçekten zorundaysanız." olmuştu.
İngilizler sırada beklemeye bayılıyorlar, herhangi bir sıranın uzunluğu ya da o sırada bekleme süresi hiç ama hiç kimsenin sızlanmasına sebebiyet vermiyor. Yerli yersiz yerlerde sıra oluyor ve ilginç bir sakinlikle bekliyorlar. Bunun yanında, memnuniyetsizliklerini belli etme oranları sıfıra yakın. "vote with their feet" diye tanımlanıyormuş bu kayıtsızlıkları. Şikayetçilerse oraya bir daha gitmemeyi tercih ediyorlarmış ve fakat gözlemim daha iyi hizmet veren herhangi bir olasılık bulamayacaklarından oraya geri dönüyor oldukları yönünde, sevmeseler de.
TR'de iki musluk tek çeşmeye bağlanır malumunuz. Dilediğin gibi su sıcaklığını ayarlarsın... Adamlarda da iki musluk var evet, ama iki çeşmeyle birlikte. Yani bir restoranda elinizi yıkama anınızda yapacağınız tercih "donayım mı yoksa yanayım mı?" oluyor... Paşalar o lavaboyu dilediğim sıcaklıktaki suyla doldurup, ellerimi orada yıkamamı umuyorlar sanırım... Gelenekçilikleri orada son buluyor.
Otobüslerinde yer numarası yok... Kadın erkek yanı ayrımı yok... Arada tuvalet molası için yerinizden kalkarsanız birinin yerinize oturması gayet doğal. Trenlerde yer numarası var ve fakat şu ana kadar yerime oturabilmek nasip olmadı bana.
Nazikler mi? Evet. Ama bu nezaketin sahte olduğu hissine kapılıyorum her nedense sıkça. Benim çarptığım insanlar benden özür diliyorlar ve kaçıyorlar olay yerinden... Bunun yanında; "25 dakikadı gelmedi yemekler" dediğiniz garson sizden asla özür dilemiyor. "2 dakikaya gelir" deyip gidiyor.
Dolmuşum ya, devamı sonraya artık... İltica etmeyi filan düşünen varsa, aman diyeyim... Ülkemin gözünü seveyim!!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder