Fena halde sözel bölüm mezunu bir insanım ama bazı şeyleri anlamak/anlatmakta matematik, fizik, kimya gibi şeylerin çok işe yaradığını düşünüyorum…Bağıl hız diye bir şey var, misal… Onlarca iletişim kitabı okuyun, ardı ardına bin kere düz beyaz kağıtlara ‘iletişim, ne anlattığınız değil, karşınızdakinin ne anladığıdır.’ yazın… Yine de hiçbi şey, aşkı, sevgiyi, uzaklığı, yakınlığı bağıl hız kavramı kadar/gibi anlatamıyor…
En basit haliyle: Birinden/bir şeyden hangi hızla uzaklaştığınız, yani sizin hızınız; karşınızdakinin hızına göre oluşuyor.
Aynı noktadan zıt yönlere doğru hareket etmeye başlayan iki nesneden birincisi -ki biz buna A diyelim- 10 km/saniye hızla doğuya, ikinci nesne ise -ki biz buna bundan kelli B diyelim- 30 km/saniye hızla batıya gidiyorsa; A, B’den 40 km/saniye hızla uzaklaşmaktadır. Benzer şekilde B batıya doğru 30 km/saniye hızla ‘yandım anam şeklinde’ kaçtığını sanırken, A da batıya 10 km/saniye hızla gitmeye başlamışsa; B A’dan sandığı kadar hızlı bir şekilde uzaklaşmadığını fark edecektir.
Daha anlaşılır kılmak için diyebilirim ki; sen birinden uzaklaşmak için kendine bir seyir belirlemiş, sakin sakin, efendi efendi, kademe kademe volta alıyor olabilirsin; Demet Akalın adlı ünlü feylesofun o güzide şiirinde de belirttiği gibi ‘deniyorduk başarıyorduk’ diyor olabilirsin; ancak kazın ayağı öyle olmuyor… Ha keza; ayakların, gözlerin, ellerin ve benzeri vuslat çabasındaki organlarına söz geçirmiş sayarken kendini, kalbin ışık hızıyla sevdiceğin etrafında dört dönüyor da olabilir.
Bir ayar tutturdum, efendi gibi yerimi buluyorum sandığım çok oluyor benim. Ama bu garip hayatın eşsiz parametreleri, milyon tane kombinasyonla, farklı şeylere, farklı insanlara olan bağıl hızımı hesaplama imkanı vermiyor bana… Sanıyorum ki, elimde her şey… Değil. Sanıyorum ki katlanabilirim, olmuyor. İyiyim kibarım naziğim, yok cık ı-ı, bazen hiç değilim…
Duruyorum sanırken siz, size doğru gelen biri varsa; ‘e ben duruyordum ama, ona da durduğumu söylemiştim, günah benden gitti’ içsesli bi savunma hiçbi faşizan yargılamada sizi aklamıyor. Vicdan denen şeyin de insan bünyesindeki en faşist, en acımasız, en kan kırmızı mahkeme olduğu aşikar…
Işık hızında ilerlerken elinizdeki aynada kendinizi görebilir misiniz? Teorik olarak imkansız bu sanırım... Sen de elindeki ayna da, maddeden başka bir şeye dönüşüyor o hızda birine/bir şeye/bir yere yaklaşırken; sonra her şey sakinleyince, insan aynayı da kendini de görüveriyor işte.
Attığım taş ürküttüğüm kuşa değmiyorsa, tasımı tarağımı toplayıp duran kişiden uzaklaşma yolunu tercih ediyorum artık… Getiri-götürü, kar-zarar hesabı yapmayı kendime yediremiyorum aslında; ama üşüyorsam ve kimse bana sarılmıyorsa; esmeyen bir yere kaçmakta sakınca görmüyorum… Galiba artık hiçbir şeye üzülmüyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder