Otel odası yalnızlıkları var, sonra en uzun gündüzü arkada bırakıp aynı günün gecesi uzun uzun uyumak ve uzun rüyalar görmek... Sonra 'normal nedir?' sorusu var, 'zorlama kendini olmaz mı?' ricaları.Bir şeylerin düzelmesi, yoluna girmesi, mucizelere uyanmak, hayatı derlenmiş toplanmış bulmak hayalleri ile gündüz uyur-uyanıklıkları... Zamanın durmayışı ve istenilenin ne olduğunun bilinmeyişi de var ve yanında bolca üç noktalı vesaire vesaire...
Bazen anlatacak hiçbir şeyim olmuyor. O zaman susuyorum. Konuşurum ben mesela ama anlatmayı sevmem pek. Bilmiyorum; nasıl söylesem? Evet, söylemeyi seviyorum ben sanki, anlatmanın yerine... Anlamayı seviyorum bolca, çok seviyorum anlamayı ama bazen olmuyor. Çok sık olmuyor.
Ve böylece şaşırıp duruyorum kaçınılmaz olarak. Düşe kalka büyümek gibi bir şey midir bu da? Şaşırarak mı öğrenir insan hiç görmediklerini, aklından hiç geçirmediklerini?
Mutluyum ama; iyiyim. Şaşkınım, anlamıyorum da bazen ama şimdilik her şey güzel sürmekte... Bir şekilde sürüyor olması da takdire şayan hayatın. Ben olsam çoktan bıkıp durmuştum. Durmaktan sıkılmıştım.
Gündüzler kısalıyor ya artık, kendinizi ayarlayın. Güneş yavaş yavaş diğer yarım küreye kıyak geçmeye başlıyor. Ama dünya döndükçe dengeler n kere daha değişecek. Her şey düze çıkar, daha da düzelecek. Dümdüz ve sonra tekrar darmadağın... Sonra yine gün ışığı ve hep -iyi ki- uzundur geceler... Tüm yolculuklar başladığı yerde bitiyor. Bazen bir öykü yazılıyor, muhatabı bile okumuyor.
İşte ben tam orda fena halde: üç nokta üç çizgi üç nokta
vesaire vesaire
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder